Ancak bizler bir sofra etrafında toplandığımızda, sadece midemizin dolduğunu düşünmekten öteye geçmeliyiz.

Önümüzde duran her bir lokma, bizim bileğimizin gücünden değil, elimizde olmayan bir cömertliğin ve büyük bir lütfun sonucudur.

Bir an için duralım ve bu yiyeceği elimize alıp ağzımıza götürene kadar harcadığımız küçücük kuvvet ile, bu yiyeceği yoktan var eden, sofralarımıza ulaştıran kudret arasındaki muazzam farkı idrak edelim.

Ne kadar hamdetsek, ne kadar şükran duysak yeridir.

Nimetin keyfini sürerken, Gökten zembille inen bu ikramın ardındaki hikmeti unutanlardan, nankörlük edenlerden olmamak için, sofradan kalkışımız bir minnet beyanı olmalıdır. Zira yoksulluk, açlık ve yoksunluk hâlâ dünyanın en acı gerçekleridir. Bizler doyarken, o acı gerçeği yaşayanları gönlümüzden silmeyelim.

İşte tam da bu anda, tüm acizliğimizi ve O'na olan sonsuz muhtaçlığımızı içten bir fısıltıyla itiraf etmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in öğrettiği bu dua, bizim kişisel çabamızın yetersizliğini kabul eden, en güçlü şükürdür.

Batman ADEM'ler Hem Öğretiyor Hem Üretiyor
Batman ADEM'ler Hem Öğretiyor Hem Üretiyor
İçeriği Görüntüle

"Elhamdü lillâhillezî et'amenî hâza't-taâme ve razakanîhi min ğayri havlin velâ kuvvetin."

"Bu yemeği bana yediren ve benim hiçbir zahmetim, kuvvetim olmadan bunu bana rızık olarak bağışlayan Allah'a hamdolsun" demektir.

Bu içten teslimiyet ve şükran duygusuyla, yalnızca bu nimete teşekkür etmekle kalmıyor, aynı zamanda hadisin müjdelediği gibi, geçmiş hatalarımızdan arınma kapısını da aralamış oluyoruz.

Soframızdan kalkan her ferdin yüreğinde huzur, bedeninde sıhhat, ruhunda ise şükür idraki daim olsun.

Âmîn.