MÖ 300 yılında Büyük İskender’in generallerinden I. Seleukos Nikator tarafından, orduların Fırat’ı geçtiği stratejik noktada temelleri atılan bu şehir, o dönem "Fırat’ın Silifkesi" anlamına gelen Selevkeia Euphrates ismiyle anılıyordu.
Asur ticaret kervanlarından Roma lejyonlarına kadar sayısız güce ev sahipliği yapan bu topraklar, sadece bir yerleşim yeri değil, medeniyetlerin birbirine el uzattığı devasa bir "köprü" vazifesi gördü.

Kommagene’nin Görkeminden Roma’nın Askeri Gücüne
Zeugma’nın hikayesi sadece Makedonlarla sınırlı kalmadı; MÖ 63 yılında Roma ile Doğu arasında bir tampon bölge olan Kommagene Krallığı'nın en büyük dört şehrinden biri haline geldi.
80 bin kişilik nüfusuyla döneminin metropolü sayılan kent, MS 17 yılında tamamen Roma kontrolüne geçince gerçek kimliğini kazandı. Roma'nın meşhur IV. Scythica Lejyonu'na ev sahipliği yaparak askeri bir üsse dönüşen Zeugma, aynı zamanda imparatorluğun "barış yolu" olarak adlandırılan diplomatik bir merkez oldu.
Fırat kıyısındaki yamaçlara inşa edilen bitişik nizam villalar, o devrin zenginliğini ve aristokrasisini yansıtan eşsiz mozaiklerle donatıldı.

Sular Altında Kalan Hazine Ve Çingene Kızı’nın Kurtuluşu
Yüzyıllar boyu sessizliğe gömülen kentin kaderi, 2000 yılında Birecik Barajı’nın suları yükselmeye başladığında tüm dünyanın gündemine oturdu.
Arkeologların saniyelerle yarıştığı kurtarma kazıları sonucunda, bugün Zeugma Mozaik Müzesi'ni dünyanın en iyileri arasına sokan 2 bin 500 metrekarelik devasa mozaik koleksiyonu gün yüzüne çıkarıldı.
Arşiv binalarından fırlayan on binlerce mühür baskısı ve bakışlarıyla insanı büyüleyen "Çingene Kızı" mozaiği, kentin Sasani saldırılarıyla yakılıp yıkılmasından 1700 yıl sonra yeniden ayağa kalkmasını sağladı.
Bugün Zeugma, Mezopotamya’nın sanatsal dehasını temsil eden sönmeyecek bir ışık olarak Gaziantep topraklarında ziyaretçilerini ağırlıyor.




