Tarih, sadece olayların dökümü değil, akıl oyunlarının ve stratejik körlüklerin çarpışma alanıdır.
Bugün İslam coğrafyası, üzerine giydirilen üç kanlı gömleğin 'Mezhepçilik, Milliyetçilik ve Siyonist Sömürü' pençesinde can çekişirken; Batı ve İsrail, imkansız görünen düşmanlıklardan sarsılmaz ittifaklar devşirme sanatını icra ediyor.
İmkansız İttifakın Sırrı: Nefretten Yasaya, Sürgünden Diplomasiye
Hristiyan dünyası ile Yahudiler arasındaki tarihsel uçurum, bugün İslam dünyasının kendi içindeki ayrılıklarından kat kat daha derin ve kanlıdır. İncil’in Yuhanna bölümünde (8:44), bizzat Hz. İsa’ya atfedilen şu sarsıcı ifadeler yer alır:
"Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı... Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır."
Bu teolojik nefret, yüzyıllar boyunca Avrupa’da karşılığını "Tanrı katili" suçlamasıyla ve onlarca kitlesel sürgünle buldu. 1290’da İngiltere’den, 1306’da Fransa’dan ve 1492’de İspanya’da (Endülüs’ün düşüşüyle)
Rusya, Almanya, İtalya, Polonya ….
Tarih boyunca fitne ve bozgunculukları sebebiyle Avrupa’nın her köşesinden onlarca kez sürülen Yahudilere kucak açan dünyada sadece iki liman vardı. Biri 1492’de Osmanlı’nın merhameti, diğeri ise 1940’larda Filistin’in cömertliğiydi.
Filistin kıyılarına yanaşan gemilerde, çaresizliğin arkasına gizlenmiş sinsi bir planın ilk işaretleri, o meşhur pankartlarda yazılıydı: "Almanlar ailelerimizi yok etti, umudumuzu siz yıkmayın. Bizi kabul etmezseniz gidecek hiçbir yerimiz yok!" Filistin halkı, kapısına gelen bu "çaresiz" yolcuları bir misafir gibi kabul etti.
Ancak bugün gelinen noktada; dün "gidecek yerimiz yok" diyenlerin, bugün ev sahiplerini kendi topraklarında nefes alamaz hale getirmesi, İslam aleminin "merhametinden maraz doğduğunun" ve stratejik bir akla sahip olmamasının en acı vesikasıdır.
Dün pankartlarla sığınanlar, bugün tanklarla sömürüyor; çünkü biz, bize sığınanın sadece yarasını sardık, arkasındaki ihanet şebekesini ve stratejiyi göremedik.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu derin ve kanlı geçmişe rağmen İsrail, akıl almaz bir başarıya imza atmıştır: Kendisini Orta Çağ’da boğazlayan Avrupa’da, "Antisemitizm" adı altında Yahudiler aleyhine konuşmayı hapis cezasına varan yasalarla yasaklatmayı başarmıştır. Üstelik bir yandan Avrupa’yı bu suçluluk psikolojisiyle dizginlerken, diğer yandan İslam dünyasının bağrına hançer gibi saplanıp İbrahim Anlaşmaları ile bölgedeki Müslüman ülkeleri kendi safına çekmeyi bilmiştir.
Düşmanını yasalarla susturan, tarihsel hasmıyla masaya oturan bu akıl karşısında; *aynı kitaba, aynı kıbleye ve aynı kadere* sahip olan Müslümanların hali ise *ibretlik bir zillettir.*
Avrupa’nın İzzeti, İslam’ın Zilleti: Gömlek Değiştirme Vakti
Yüz yıl önce Avrupa, etnik milliyetçilik ve mezhep kavgalarıyla bir cehennemi yaşıyordu. İki dünya savaşıyla 50 milyondan fazla insanını kaybeden Batı, bir gerçeği kanla öğrendi: Irkçılık ve mezhepçilik, toplu bir intihardır. Onlar bu yıkımdan ders çıkarıp sınırları anlamsızlaştırarak dünyanın en büyük ekonomik ve askeri birliğini (AB) kurdular.
Trajik olan şudur ki; Avrupa bu kirli gömleği üzerinden çıkarıp atarken, İslam dünyası 19. yüzyılın o kokuşmuş milliyetçilik akımını ve Orta Çağ’ın kör mezhepçiliğini kutsal bir emanet gibi sırtına geçirdi.
Biz parçalandıkça onlar büyüdü; biz bölündükçe onlar sömürdü.
Oded Yinon ve Parçalanma Mühendisliği
Bugün Orta Doğu’da yaşananlar bir tesadüf değil, Oded Yinon Planı gibi stratejik belgelerin sahadaki uygulamasıdır. Bu strateji; Irak, Suriye, İran ve Türkiye gibi bölge güçlerini etnik ve mezhepsel fay hatlarından kırarak "yönetilebilir küçük parçalara" ayırmayı hedefler. İsrail’in en büyük savunma hattı sınırlarına ördüğü duvarlar değil, İslam dünyasının zihinlerine ördüğü Şii-Sünni, Türk-Kürt-Arap-Acem duvarlarıdır.
Sosyal medya mecralarının ve teknoloji devlerinin tamamının sömürgeci güçlerin elinde olması, her eve ve her kafaya sızmalarını sağlıyor. Algı operasyonlarıyla; bir gencin kendi dindaşına düşman olması, kendi etnik kimliğini bir savaş gerekçesi yapması sadece bir "tık" uzağımızda. İslam coğrafyası, başkalarının kurduğu dijital meydanlarda birbirine küfrederken; o meydanların sahipleri bizim nefretimizden veri, öfkemizden güç devşiriyor. Kendi sosyal medya ağını kuramayan, yazılımını üretemeyen bir ümmet; zihni işgal edilmiş bir köleden farksızdır.
"Sömürgecinin en büyük başarısı, mazlumun celladına aşık olması değil; mazlumun kendi kardeşini baş düşmanı sanmasıdır."
Acil Reçete: İslam Birliği ve "Kutsal Yasaklar"
Eğer İsrail, kendisini yüzyıllarca süren nefretin pençesinden kurtarıp düşmanlarına kendi lehine yasalar çıkartabiliyorsa; İslam dünyası bin kat daha fazlasını yapabilir ve yapmalıdır:
Nifak Yasaklanmalıdır: Tıpkı Avrupa’daki antisemitizm yasaları gibi, İslam ülkelerinde de mezhepsel (Şii-Sünni) ve etnik (Türk-Kürt-Arap vb.) kimlikler üzerinden ötekileştirme yapmak, nefreti körüklemek ve kardeşlik birliğini bozacak söylemlerde bulunmak "en ağır suç" kapsamına alınmalıdır.
Ümmet Üst Kimliği: Milliyetçilik bir onur vesilesi değil, bir tanışma zenginliği olarak görülmeli; siyasi ve askeri irade tek bir "İslam Birliği" çatısı altında toplanmalıdır.
Ekonomik ve Askeri Kenetlenme: Sınırları tartışmak yerine, ortak bir pazar ve ortak bir savunma sanayii ile sömürüye karşı tek yumruk olunmalıdır.
Son Söz: Ya Birlik, Ya Yok Oluş
Unutulmamalıdır ki; Dicle’nin kuzeyindeki Türk ile güneyindeki Arap, doğusundaki Kürt ile batısındaki Acem aynı gemidedir. Gemi su aldığında mezhep veya ırk farkı gözetmeksizin hepimiz boğulacağız.
"Müslümanlar birbirine kenetlenmiş bir binanın tuğlaları gibidir." Bu binayı yıkmak isteyenlere verilecek en büyük cevap, o tuğlaların arasına nifak harcı değil, kardeşlik harcı dökmektir.
Yarın geç olabilir; bugün ya izzetle birleşeceğiz ya da zillet içinde *başkalarının masasında birer meze* olarak yok edileceğiz…
Özetle
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin..." (Âl-i İmrân, 103)
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin." (Hucurât Suresi, 10. Ayet)
"Kâfirler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz de (birbirinize yardım ederek dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat (bozgun) olur." (Enfâl Suresi, 73. Ayet)
Selam ve dua ile…