İnsan, kolaylığın bu kadar çoğaldığı bir çağda, çabanın insana kattığı o derin anlamı ne zaman unuttu?
“Biz, insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.”
(İsrâ Sûresi, 13)
İnsanın kaderi, avuçlarının arasına gizlenen görünmez bir yazgı değil; yürüdüğü yolun, sarf ettiği gayretin bir yansımasıdır. Bu yüzden Yunus Emre “Kader gayrete âşıktır.” derken, insanın ruhunu diri tutan en eski hakikati fısıldar: Kader; gayretle, azimle ve mücadeleyle şekillenir.
---
Oblomovluk: Ruhun Uykusu
Gonçarov’un Oblomov’u, yatağından kalkmaya mecali olmayan, hayallerini bile erteleyen bir adamdı. Bugünün gençliği de çoğu zaman bu ruh hâlini çağrıştırıyor. Konforun içine doğdular, konforla büyüdüler ve konfor onları adeta sessizce teslim aldı. Hayatın sesini, rüzgârın sertliğini, emeğin sıcaklığını hissetmeden büyüyorlar. Her şey bir tık uzağında. Bir butonla yemek, bir uygulamayla arkadaşlık, bir ekranla dünyayı seyrediyorlar.
Yıldız Kenter’in “Plastik Çiçekler” şiirindeki şu ifade, bu çağın ruhunu derinden anlatır:
“Çabalamadan güzellikleri ellerinde tutan plastik yaşamlar.”
Gerçek emek olmadan parlayan, fakat ruhu doyurmayan yapay bir dünya… Bu yüzdendir ki gençliğin büyük bölümü, çabanın yerini alan konforun uyuşturucu sükûneti içinde Oblomovlaşmaktadır.
Ali Şeriati’nin şu sözü, sanki bugünün gençleri için söylenmiş gibidir:
“Konfor, ruhun bataklığıdır.”
Bataklık insanı bir anda yutmaz; yavaş yavaş içine çeker. Ruhun direncini, zihnin berraklığını, iradenin keskinliğini alır. Ne acıktığını fark eder, ne üşüdüğünü… Ruhun canlılığını kemiren görünmez bir uyuşukluk. İşte teknoloji çağında gençleri Oblomovlaştıran en tehlikeli şey belki de bu görünmez uyuşukluk.
---
Teknoloji ve Konforun Bedeli
Teknoloji hayatı kolaylaştırırken, insandan çok güçlü şeyler alıyor: dikkati, sabrı, iradeyi, emeği ve derinliği.
Bir bildirim geliyor — dikkatimizi alıyor.
Bir video başlıyor — zamanımızı alıyor.
Bir oyun açılıyor — hedeflerimizi alıyor.
Bir sosyal akış akıyor — kendimizle bağımızı alıyor.
Kolaylık çoğaldıkça, hayatı hisseden tarafımız azalıyor. Oysa insan hayatı tüketerek değil, hissederek yaşar.
Kemal Sayar’ın dediği gibi, bugün “haz ve hız çağı”nı yaşıyoruz. Her şey çabuk, her şey yüzeysel, her şey tüketilebilir. Bu çağ, insana tattırdığı kolaylığın bedeline ruhunu talep ediyor. Oysa insan, hızın ve hazın değil; anlamın ve emeğin evladıdır.
Bugün çoğu düşünürün ortak bir tespiti var: İnsan, hayatı kolaylaştırayım derken aslında kendi ayağına sıktı. Teknoloji, zahmeti azaltırken beraberinde çabayı, emeği ve sabrı da götürdü. İnsan kendi elini kolunu çözdüğünü sanırken, aslında ruhunun kaslarını zayıflattı.
Modern psikiyatrist Viktor Frankl ise buna bilimsel bir karşılık verir:
“İnsanı ayağa kaldıran koşullar değil, taşıdığı anlamdır.”
Bugünün genci imkânlarla kuşatılmışken neden adım atamıyor? Çünkü anlamı kaybeden insanın gayreti de solar. Ama anlam bulan insan, yorgun da olsa kalkar; kusurlu da olsa yürür.
---
Bir Tesbit Bir Tavsiye
Sohbetlerini severek dinlediğim ve çok istifade ettiğim Dr. Öğr. Ü. Ömer Demirbağ Hoca'nın gençlik için önemli tesbit ve tavsiyesi şöyle:
"Tuşlar ve ekranlar arasında hapis durumda olan bir gençliğimiz var. Geçenlerde Ankara'da bir üniversitenin kapısının karşısında oturuyordum. Üniversite dağılmış, bazı gençler kalabalık halde kapıdan çıkıyorlar, dikkat ettim hepsinin kulağında kulaklık var, hiçbiri diğerinin farkında değil. Hepsi kendi kulaklığının aleminde, zombiler sürüsü gibi… Oysa kıyas etmiyorum, bu gençlik şimdi bizimkinden çok daha iyi ama bizim gençliğimizde ders dağılacak o şamatayı o gürültüyü o şakalaşmayı bir düşünün. Şimdi öyle değil, herkes kulaklık, tuşlar ekranlar arasında hapis vaziyette.
Gençlere özellikle Divan edebiyatıyla çok farklı bir alemin tattırılması ve tanıtılması gerekiyor. Böyle bir dünya var, haberleri olmalı gençlerin. Ve birbirine sevgisini ifade ederken artık elektriklenmek, pozitif enerji almak yerine
'Nolaydı ah nolaydı yar bade dolduraydı.
Bu garip gönlüm için kanun icad olaydı.' desinler.
Bize ait olan bu güzelliklerin topluma mal edilmesinin yolları aranmalı. Örneğin İktisat Fakültelerimizde, sinema, tiyatro ve tarih bölümlerinde klasik şiirin okutulması lâzım. Bu farklı bir alemdir, ayrı bir dünya. Böyle bir dünya var ve gençlerin haberi olmalı. Şu da çok yanlış; efendim anlamazlar, onların seviyesine inelim. Böyle dediğimiz zaman hiç bir faydanız olmaz. Seviyeye indiğiniz zaman siz de onun gibi oldunuz, ne yararınız olacak. İnilmez, aşağı yukarı çekilir. Böyle olmalıdır."
Ârif ol ehl-i dil ol rind-i kalender-meşreb ol
Ne Müselmân-ı kavî ne mülhid-i bî-mezheb ol
Akla mağrûr olma Eflâtûn-i vakt olsan eğer
Bir edîb-i kâmili gördükde tıfl-ı mekteb ol.
Hem bilgeliğe, gönül zenginliğine sahip ol; ne sert ve dogmatik bir Müslüman ol, ne de ahlaksız ve inançsız bir kişi ol.
Ne kadar akıllı veya bilgili olursan ol, gerçek bilgelik karşısında alçakgönüllü ol. Kibirlenme, öğrenmeye açık kal. (Nef'î)
---
Psikolojik Açıdan: Oblomovluk Sendromu
Psikoloji, erteleme davranışını “pasif direnç” ve “öfke çevirimi” olarak tanımlar. İnsan bazen başarısız olmaktan korktuğu için değil; başarılı olursa sorumluluk artacak diye hareketsiz kalır.
Modern psikologlar bunun adına “Oblomovluk Sendromu” der:
Sürekli düşünme, az eylem
Yüksek hayal, düşük enerji
Plansızlık değil, adım atmaya dair isteksizlik
Günümüzde Oblomov nesli; çabadan kaçan, kolaycılığa ve konfora alışmış gençleri tanımlar. Teknolojik hayat, gençleri hareketsizliğe ve hazır olana yönlendiriyor. Ruh yorgundur, zihin doludur ama beden kıpırdamaz.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) öğrettiği şu ölçü hem dinî hem insani bir pusuladır:
“Amellerin en hayırlısı, az da olsa sürekli olandır.”
Bu söz yalnız ibadetin değil, hayatta her dönüşümün sırrıdır. Büyük işler bir anda değil; az ama devam eden adımlarla kök salar. İnsanın ruhu da, iradesi de, yol alışkanlığı da bu küçük ama istikrarlı adımlarla güçlenir.
---
Rutinlerin Şifa Veren Gücü
Bugün modern araştırmalar da aynı şeyi söylüyor: Düzenli rutinleri olan insanların daha uzun ve huzurlu bir ömür sürdüğü görülmüş.
Günün küçük alışkanlıkları — sabahın erken ışığında uyanmak, kısa bir yürüyüş, 5 dakikalık bir tefekkür, bir sayfa kitap, düzenli dua — ruhun ritmini düzenliyor, zihni toparlıyor, kalbi yumuşatıyor.
Bir filmde huzurdan bahseden yaşlı bir bilge şöyle diyordu:
“Mutluluk büyük anlarda değil, küçük rutinlerin sessiz tekrarındadır.”
---
Hayatı Hissetmenin Sırrı: Mahrumiyet ve Emek
Her istediğine kolayca ulaşan insanın kalbi körelir. Bir şeyin yokluğunu hissetmek, var oluşu daha derin kavramaktır.
Bir lokma ekmeğin kıymeti açken anlaşılır.
Bir damla suyun değeri susayınca fark edilir.
Bir hedefe ulaşmanın güzelliği, onun için çabalayınca duyulur.
---
Tasavvuf geleneği:
“Ruh, çabayla incelir; nefis ise rehavetle kabalaşır.”
Modern psikoloji de teyit eder:
“Ertelenmiş yaşam, tükenmiş irade üretir.”
Mevlânâ:
“Dün dünde kaldı cancağızım; bugün yeni şeyler söylemek lâzım.”
Çaba denince aklıma her zaman Hz. Hacer’in o sarsılmaz gayreti gelir.
Çölün yakıcı sıcağında, susuzlukla sınanırken tek silahı vardı: Anne yüreğinin azmi ve Rabbine olan teslimiyeti. Safa ile Merve arasında defalarca koşarken, aslında suyu değil; inancı, gayreti ve mücadeleyi arıyordu.
---
İrade ve Dürtü: Seçim Bizim
Sinan Canan:
“Mükemmelin, iyiyi öldürmesine izin verme!”
Çoğu zaman bizi durduran yetersizlik değil, “mükemmel olma baskısıdır.” İnsanı geliştiren kusursuzluk değil, devamlılıktır. Jules Payot: Akıl ve irade, dürtüleri yönetirse insan özgürleşir; aksi hâlde nefis insanı köreltir. Dürtüler kolay olanı ister; irade doğru olanı.
---
Çözüm Nedir? Gayretin Kapısını Açmak
İrade antrenmanı: Her gün küçük bir eylem seçmek.
Ertelemenin köküne inmek: Korku mu? Tembellik mi? Yorgunluk mu?
Küçük adımlar felsefesi: Büyük bir hedef yerine küçük bir hareket.
Kadim ölçü: “Bugünün işini yarına bırakma” bir ruh terbiyesidir.
Tevekkülün hakikati: Tevekkül, çalıştıktan sonra Allah’a bırakmaktır; çalışmadan beklemek değildir.
---
Niyet Ettik Gayreti Diriltmeye
Ruhunu uyandıran insan, kaderini de uyandırır. Çaba, insanın dua hâlidir. Gayret, teslimiyetin adıdır. Hareket, kaderin anahtarıdır.
Bu neslin geleceği, çabanın ve motivasyonun yeniden keşfedilmesine bağlı. Eğitim, aile ve toplum olarak gençleri çaba göstermeye, üretmeye, hayallerinin peşinden gitmeye teşvik etmeliyiz.
Oblomov Nesli olmak zorunda değiliz. Bir niyet, bir adım, bir gayret… İnsan kendisini değiştirmek için her zaman yeter.
Gelin, bu çağın Oblomov uykusundan uyanalım. Hayatı hissetmek için yavaşlayalım. Çabaya ram olalım. Mükemmeli beklemeden iyiye niyet edelim.
---
Bir Yükseliş Çağrısı — Tahayyî Hakkârî Hazretleri
Beni de çok etkileyen ve hastane sürecinde bana ışık olan bu metaforla son sözü Tahayyî Hakkârî Hazretlerine bırakalım:
"Yerde kanadı yaralı bir serçe gibi çırpınıyorsun.
Kanat çırp, gayret et, yükselmeye çalış!
Belki kartallar seviyesine çıkamayacaksın ama yerden iki karış yükselsen bile iki şey kazanırsın ki değer:
İki karış yukarı çıkınca kötülerin şerrinden emin olursun.
Yükselenler safına dahil olursun."
Hoşça bakın muhterem zatınıza.