Maskeliyiz, yalancıyız ve nihayetinde yalnızız. Hüzünlüyüz ama yüzümüzden o zoraki tebessümü eksik etmiyoruz.

İyi değiliz; fakat "iyiyim" demek en kolay sığınağımız olmuş.

Kalabalıklar içindeyiz, ama ruhumuzun tenhasında hep tek başınayız.

Biz bu ten kafesinin içine sıkışmış, insan olmayı deneyimlemeye gelmiş özel ruhlarız.

Varlığımız bazılarına külfet, bazılarına ülfet...

Peki, bizi bu hâle getiren ne? Tabii ki duygularımız.

Çünkü duygu insandan çıkarsa geriye yalnızca bir boşluk kalır. Bize insan olduğumuzu hatırlatan en köklü duygumuz ise sevgidir.

Hissetmek ve hissettirebilmek... Asıl kıymetli olan bu.

Gerçekten değer veren, sevdiğini eşikte bırakmaz; sevgi ve saygının olduğu yerde kapılar kimsenin yüzüne kapanmaz.

Ancak insan anlatamayınca yoruluyor, anlaşılmadığını fark edince de susuyor.

Bizi asıl olgunlaştıran ne peki? Yaşadıklarımız mı, yoksa içimizde susturduklarımız mı?

Bazen bedenimiz en güvenli liman olan evindedir ama ruhumuz fırtınanın ortasında savrulan bir gemi gibidir.

İnsan en çok o fırtınada yaralanır.

Fırtına diner, yaralar kalır ve sonunda o yaraları tek başına sarmayı öğrenirsin.

İnsanoğlu yalnız doğar, yalnız ölür ve çoğu zaman bu yalnızlığı iliklerine kadar hissederek yaşar.

Yanında olduğunu söyleyen çok olur ama bunu gerçekten hissettiren kimse yoktur

Bu yüzden görünen, çabalayan ve emek veren her zaman daha kıymetlidir.

İnsan varla yok arasında sıkışmamalı.

Evet, hayatının ipini başkasının eline bırakmak benliği kaybetmektir; ancak hayatı paylaşmak, birinin hayatına dokunma cesaretini göstermek de bir o kadar elzemdir.

Değer vermek, sadece hazır bir güzelliğe konmak değil; bir hayatı birlikte güzelleştirmektir.

Şüphesiz, her dokunuş bir risk taşır.

Ancak gül bahçesinin kül olma ihtimalinden korkup kapıları kapatmak, aslında hayatın yeşerme ihtimalini de yok saymaktır.

Gerçek sevgi; rüzgârda solan gülü korumak, küle dönmeye yüz tutmuş toprağı yeniden yeşertmek için emek vermektir. Seyran eylemek sadece izlemek değil, gerekirse viran olmuş bir gönlü el birliğiyle imar etme mücadelesidir.

Çünkü sadece kusursuz olanı seven değil, kusuru düzeltmek için ter döken gerçekten var olur.

Bir dik duruşun kaç kalp ağrısına, kaç gözyaşına mal olduğunu kimse bilemez.

Ama insan, en çok da kendine rağmen dimdik kalmayı öğrendiğinde gerçekten var olur.

Ve unutma: Tohumunu ekmediğin bir toprağa bakıp, "yeşerttim" diyemezsin.