LGS ve YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından her yıl aynı manzarayla karşılaşıyoruz.
Dershanelerin ve özel okulların başarı afişleri şehrin dört bir yanını kaplıyor.
Büyük puntolarla yazılmış bölüm isimleri, dikkat çekici rakamlar ve iddialı sloganlar karşımıza çıkıyor:
"Kitlesel başarıda lider"
"Yüzlerce öğrenci hedefe ulaştı"
"Tıp, hukuk, mühendislik başarısı"
İlk bakışta etkileyici görünüyor.
Ancak biraz dikkatli bakınca insanın aklına şu soru geliyor:
Bu rakamlar gerçekten kurumun eğitim başarısını mı gösteriyor, yoksa başarılı öğrenciler üzerinden oluşturulan bir başarı algısını mı?
Başarılı Öğrenciler Var, Peki Ya Diğerleri?
Öncelikle bir gerçeği teslim etmek gerekir.
Bir öğrencinin tıp, hukuk, mühendislik, öğretmenlik, hemşirelik ya da başka bir bölüme yerleşmesi önemli bir başarıdır. O öğrencinin emeği, ailesinin desteği ve öğretmenlerinin katkısı vardır.
Ancak birkaç öğrencinin başarısıyla bir kurumun genel başarısı aynı şey değildir.
Zaman zaman bazı afişlerde farklı bölümlerin tek başlık altında toplandığını, rakamların daha dikkat çekici hale getirildiğini görüyoruz. Buradaki mesele öğrencilerin başarısı değil, başarı verilerinin nasıl sunulduğudur.
Payda Neden Yok?
Eğitim reklamlarında dikkat çeken en önemli konulardan biri de budur.
Başarı sayıları vardır.
Ancak çoğu zaman bu sayıların hangi öğrenci kitlesinden çıktığı belirtilmez.
"Yüzlerce öğrenci yerleşti."
Güzel.
Peki, kaç öğrenciden?
100 mü?
500 mü?
1000 mi?
Bu bilgi olmadan açıklanan rakamların ne ifade ettiğini değerlendirmek mümkün değildir.
Çünkü sayı ile oran aynı şey değildir.
Bir eğitim kurumunun başarısını değerlendirirken sadece kaç öğrencinin tıp ya da hukuk kazandığına değil, öğrencilerin başladıkları noktadan ne kadar ilerlediğine de bakmak gerekir.
Yılın başında 300 bininci sırada olan bir öğrencinin 50 bine yükselmesi de önemli bir başarıdır. Gerçek eğitim performansı çoğu zaman burada ortaya çıkar.
Batman'ın Başarısı Nasıl Ölçülmeli?
Bir şehrin eğitim başarısını değerlendirirken de aynı yaklaşım geçerlidir.
Sadece birkaç öğrencinin elde ettiği derecelere bakarak bir ilin eğitim seviyesini ölçmek mümkün değildir.
Batman'ın başarısını konuşuyorsak;
- Üniversiteye yerleşme oranlarını,
- Başarı dilimlerini,
- Öğrencilerin gösterdiği gelişimi,
- Okulların ve kursların genel performansını birlikte değerlendirmek gerekir.
Son üç yılda Batman'da LGS'ye her yıl yaklaşık 9 bin 500 öğrenci katılırken, YKS'de aday sayısı 40 binin üzerine çıktı.
Böylesine büyük bir öğrenci kitlesinin bulunduğu bir şehirde eğitim başarısını yalnızca birkaç derece öğrencisi, birkaç Türkiye birincisi ya da ödüllendirilen sınırlı sayıdaki başarı hikâyesi üzerinden değerlendirmek sağlıklı değildir.
Elbette bu başarılar değerlidir ve gurur vericidir.
Ancak asıl soru, binlerce öğrencinin genel olarak ne kadar ilerleme kaydettiği ve eğitim sisteminin ortalamayı ne kadar yukarı taşıyabildiğidir.
Peki, Bu İddiaları Kim Denetliyor?
Belki de en önemli soru budur.
Dershanelerin ve özel okulların kullandığı başarı ifadeleri yalnızca reklam sloganı değildir.
Aynı zamanda velilerin ve öğrencilerin tercihlerini etkileyen ticari iddialardır.
Bu nedenle şu soruların cevaplarının açık olması gerekir:
- Bu başarı kaç öğrenci içerisinden elde edildi?
- Açıklanan rakamlar hangi bölümleri kapsıyor?
- Aynı öğrenci birden fazla kategoride gösterildi mi?
- Başarı oranı neden paylaşılmıyor?
- "Lider", "1 numara" veya "kitlesel başarı" gibi ifadelerin dayanağı nedir?
Amaç kurumların reklam yapmasını engellemek değildir.
Amaç, başarı iddialarının şeffaf ve doğrulanabilir olmasını sağlamaktır.
Daha da önemlisi, eğitim alanında kullanılan başarı reklamlarının hangi kriterlerle denetlendiği ve kamuoyuna açıklanan verilerin doğruluğunun nasıl teyit edildiği konusunda daha şeffaf bir yapıya ihtiyaç olduğu açıktır.
Sonuç
Bugün dershane ve özel okul reklamlarında çoğu zaman kurumun bütün performansını değil, vitrindeki en dikkat çekici başarı hikâyelerini görüyoruz.
Bu başarılar gerçektir ve değerlidir.
Ancak birkaç öğrencinin başarısıyla bir kurumun genel eğitim performansı aynı şey değildir.
Bu nedenle veliler ve öğrenciler afişlere bakarken şu soruyu akıllarında tutmalıdır:
"Bana en başarılı öğrencilerinizi mi gösteriyorsunuz, yoksa bütün öğrencilerinizin başarısını mı?"
Belki de aynı soruyu denetim sorumluluğu bulunan kurumların da sormasının zamanı gelmiştir.
Çünkü mesele reklam yapmak değil; eğitim gibi ailelerin büyük fedakârlıklarla yatırım yaptığı bir alanda başarı iddialarının şeffaf, ölçülebilir ve gerçeğe uygun biçimde sunulmasıdır.
Dershanelerin ve özel okulların birbirleriyle yarışması gereken alan en büyük afiş değil; öğrencilerini başladıkları noktadan hedeflerine ne kadar taşıyabildikleridir.
Çünkü birkaç parlak başarı hikâyesi bir şehri gururlandırabilir; ancak eğitim sisteminin gerçek gücü, ortalama öğrenciyi ne kadar ileri taşıyabildiğinde ortaya çıkar.
Çünkü eğitimde asıl başarı, vitrindeki birkaç öğrenciyi göstermek değil; emanet edilen her öğrenciyi kendi potansiyelinin bir adım ötesine taşıyabilmektir.
Kalın sağlıcakla...