Zaman her hayali gerçekleştirmez; bazı hayalleri kırarak hakikate hazırlar…
Peki, zaman nedir?
Hayal nedir?
Gerçek nedir?
Belki de zaman, hayalin ilk durağı…
Hayal, gerçeğe çıkan yolun ilk basamağı…
Gerçek, varmak istediğimiz son nokta değil, yolculuğun görünür hâlidir.
Dikkatle bakıldığında, varoluşta her şey birbirine görünmeyen bağlarla tutunur. Biz, ihtimallerin içinde yaşayan varlıklarız.
İsteklerimizin gerçekleşme ihtimali de gerçekleşmeme ihtimali de aynı hayatın içindedir. Fakat insan sabırsızdır. Sıralamayı kaçırdığı için bekleyişi bir kayıp zanneder. Oysa bekleyiş zamanın kendisidir; zaman hayali olgunlaştırır, hayal gerçeğe yön verir, gerçek ise yolculuğun bir sonraki eşiğini açar.
Her çaba başarı getirmeyebilir, her emek görülmeyebilir. Bunlar hayatın akışı içinde yaşanabilecek durumlardır. Asıl olan, bütün bunlara rağmen anın güzelliklerini fark edebilmektir.
Çaban görülmedi diye insan hüzün bulutlarıyla dolaşmamalı; kendiyle kalmalı, kendinin farkına varmalıdır.
Çünkü insanın değeri, başkalarının onu ne kadar gördüğüyle değil, kendisinin kendi değerini ne kadar bildiğiyle ölçülür.
Kendi değeri ve farkındalığı ile yaşayan insandan mutlusu yok. Sizi destekleyen, önemseyen, değer verenler olabilir. Günlerin sonunda her insan kendiyle baş başa kalır. Bundan dolayıdır ki en iyi arkadaş, sevgili, hatta dost, insanın kendi varlığıdır.
Problemlerinin ve sıkıntılarının üstesinden kendi başına gelebilen insan, hayatının tüm zorluklarının üstesinden gelebilecek hâle gelir. Fiziksel olarak güçlü olmak ne kadar önemliyse, içsel olarak da insan güçlü olmalı ki başkalarının sırtını sıvazlamasını beklemek durumunda kalmasın.
Görülmek bazen fark etmekle olur.
Çünkü bakmak başka, görmek ise çok başkadır.
Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, yolun sonunda ne olduğunu bilmek değil; yürümeye devam edecek umudu içinde taşıyabilmektir.
Umudu olanın yolu uzun olsa da yürümeye gücü vardır…